İletişim: 0312 466 38 00 

Randevu Al

​Türkiye'nin En Büyük Çocuk Psikiyatri Sitesi....

R., ev ortamında enerjik, canlı, konuşkan ve sosyal bir çocuk olarak tanımlanıyor. Ailesi, 2 yaşından beri annesi, babası, ablası ve birkaç yakın aile bireyi dışında kimseyle konuşmadığını belirtiyor. Aile, okul öncesi dönemde utangaç bir çocuk olarak düşünüp başkalarıyla konuşmaması üzerinde çok durmamışlar.  Ama okul döneminde sessizliği sorun olmaya başlamış. Okulda hiç konuşmamasına rağmen,  gün içinde okulda olan biteni evde anlatırmış. Okulda dersi dinliyor, defterine yazıyor ama öğretmenin sorularını yanıtlamıyormuş. Teneffüslerde arkadaşlarıyla oyunlara katılıyor ama onlarla tek kelime konuşmuyormuş. Arkadaşları onu o şekilde kabul etmişler. Ara ara dalga konusu olmasına rağmen R., de bu durumu kabullenmiş. Arkadaşları, annesine ‘yere düştüğünde, birisiyle çarpıştığında “ah” bile demediğini’ belirtmişler. 

KAYGI KONUSUNDA AİLELERE ÖNERİLER


Bu bölümde, kaygı bozuklukları ve çocuklukta normal kabul edilen gelişimsel kaygı veya korkularla ilgili olarak çocuklarına yaklaşımları nasıl olması konusunda ebeveynler açısından yararlı olabilecek bazı noktalara özet olarak sıralarsak;


​Çocuklar, korku yaşadıklarında onlara karşı sabırlı ve anlayışlı davranmamız gerekir.


Çocuğun korkusu yetişkin için ne kadar saçma gelirse gelsin çocuğu eleştirmemeliyiz. 


Yargılamadan, küçümsemeden dinlemeli; ona gerçekçi ve yatıştırıcı açıklamalarda bulunmalıdır.


Çocuk için korkusu gerçektir.


Kaygı bozuklukları söz konusu olduğunda kaygısının ne kadar abartılı ve mantık dışı olduğunun farkına varamamaktadır. Bu nedenle, “Bebek misin, hiç bundan korkulur mu?”, “Ne kadar saçma, hiç böyle bir şey olur mu?”, “Bırak artık bu gereksiz korkuları” gibi ifadeler kullanılmamalıdır.


Çocuklarıyla iletişimlerinde ebeveynlerin ne söylediklerinden daha çok nasıl söyledikleri önemlidir.


Sakinleştirici içeriği olan bir ifade bile kaygılı bir ses tonuyla söylendiğinde sakinleştirici olmaktan çok

çocuğun kaygısını artıracaktır. Unutmayalım ki KAYGI BULAŞICIDIR...


​Çocukluk ve ergenlik döneminde en sık rastlanan problemler arasında yer alan kaygı bozukluklarında sıklıkla birden fazla kaygı bozukluğunun bir arada bulunduğu ve kaygı bozukluğuna sıklıkla bir duygu durum bozukluğu olan depresyonun eşlik ettiği görülmektedir. Bu nedenle, bir çocuk ruh sağlığı kliniğinde değerlendirme ve tedavinin önemi bir kez daha hatırlanmalıdır.


Seçici Konuşmazlık (Selective Mutizm)

ÇOCUK VE ERGEN PSİKOLOĞU SERPİL İLHAN

Seçici Konuşmazlık (selektif mutizm) , çok sık rastlanan bir bozukluk değildir. Ancak aileyi, çocuğu zor duruma sokan, rahatsızlık verici bir durumdur.  Seçici konuşmazlık sorunu yaşayan çocuk, genel olarak evde konuşma sorunu yaşamazken, özellikle okul, misafirlik vb. ortamlarda sessizleşir ve hiç konuşmaz. Sıklıkla belirtiler 5 yaşından önce başlar. Fakat ruh sağlığı birimlerine başvuru okul döneminde daha çok yapılır. Aileler tarafından, çocuk evde hiçbir sorun yaşamadan iletişim kurduğu , oyun oynadığı, söylenenleri yerine getirdiği ama hiç konuşmadığı için utangaç olduğuna karar verilip, bu durum önemsenmeyebilir. Bu sıkıntı okul döneminde kendini gösterir.  Selektif mutizmli birçok çocuk okula başlamadan önce tanınmaz. Selektif mutizmli çocuklar sıklıkla çekingen, söz dinlemeyen, sinirli, manipülatif, denilenin tersini yapan çocuklar olarak bilinir. Karşı gelme bozukluğundan daha çok anksiyete nedeniyle konuşamayan çocuklardır.  Evde hiç durmadan konuşan çocuk okulda arkadaşlarına akşama kadar tek kelime bile etmemiş, soruları yanıtsız bırakmış olabilir. Bu çocuklar, konuşmamayı seçtikleri ortamlarda genellikle  utangaç, içe dönük, izole çocuklardır. Bu nedenle okul ortamında genel olarak alay edilip ve dışlanabilirler.

Seçici konuşmazlık sorunu olan çocukların aileleri ya da öğretmenleri çocuğun inatlaştığını, karşı gelme gibi davranış problemleri olduğundan dolayı bazı ortamlarda konuşmadığını düşünüp ödül-ceza gibi disiplin yöntemlerini uygulayabilirler. Çocuğun bu durumuna öfkelenebilir, hatta sosyal ortamlarda çocuklarının kendilerini utandırdıklarını düşünebilirler. Oysa bu durum KAYGI kökenli bir sorundur. Tedaviye getirilen çocuklar, genel olarak neden başka ortamlarda konuşmadıklarını kendilerini de bilmediklerini söylerler. Fakat bu durumdan kurtulmak istediklerini belirtirler. Tedavisi için bir çocuk ruh sağlığı uzmanı ya da  psikolog tarafından profesyonel yardım almak gerekir. Kaygıya yönelik ilaçlar işe yarayabilir ama beraberinde uzun dönemli psikoterapi gerekir.

·         Çocuk çoğu zaman evde çok sesli ve rahat konuşur, okulda tek kelime etmez.

·         Genelde yabancıların olduğu ortamlarda da konuşmazlar.

·         Bazısı karşılıklı konuşmadığı halde o kişiyle telefonda konuşabilir.

·         Genellikle çocuğun konuştukları ve konuşmadıkları kişiler oldukça net belirgindir.

·         Bazıları tanımadığı insanların kendilerini işitme olasılığı olduğu ortamlarda dahi konuşmazlar.

·         Bazı grup çocuk ise tanınmadıkları ortamda konuşurlarken okul gibi tanındıkları ortamda konuşmayı reddebilirler.


·         Birçok Selektif Mutizm yaşayan çocuklarda zeka düzeyi ve okul başarısı normal olmasına karşın; bu çocuklar sınıf içinde okumak, söz almak veya sorulara cevap vermek gibi faaliyetlere katılmadıkları için öğretmenler çocuğun okuma ve anlama becerisini değerlendirmekte zorlanırlar.

·         Bazısı konuşma dışındaki sözel olmayan ilişki yollarını (baş, el, kol hareketleri, resim vb) kullanabilirler.

Bu durum çözüldükten sonra genel olarak duyulan;

 “Kalabalıkta konuşmaktan korkuyordum”


“sesimin diğerleri tarafından duyulmasından korkuyordum” 
şeklinde kendilerini ifade ettikleri bilinmektedir.

Nedeni tam olarak bilinmese de altta yatan pek çok sebep olabileceği ve nedenin kişiden kişiye değiştiği  ileri sürülüyor. Bu konuda 5 alt tipten bahsedilmiş:

1.       Anne -çocuk yapışık ilişkisi üzerinden açıklanır. Çocuk utangaçlık, aşırı hassaslık ile çevresini manipüle eder.

2.       Konuşmayı karşıcı bir tutumla red” söz konusudur

3.       Okula başlama, göç, hastaneye yatış, hastalık gibi travmatik bir olayın sonucu olarak gelişebilir.

4.       Kişinin kendi sesini duymayla ilgili korkusu olmasıdır.

5.     Otizm ya da işitme sorununa bağlı durumlarda söz konusudur..